İle de la Cité, İle Saint-Louis ile birlikte Seine Irmağı’nın içinde bulunan iki adacıktan biridir. Sonrasında Romalılar tarafından Lutetia adı verilen kenti, iki kıtaya tahta köprüler bağlamaktaydı. İ.S. birinci yüzyıldan itibaren gelişmeye başlayan şehir, dördüncü yüzyıldan itibaren ise Paris turları adını aldı.12. yüzyılda yapımına başlanan ve dünyanın en güzel kiliselerinden birisi olarak kabul edilen Notre Dame Katedrali’nin de üzerinde bulunduğu İle de la Cité, orta çağ Fransa turları’sının merkezi kabul edilmişti. Aynı dönemde şehrin çevresi surlarla çevrildi ve kuzeybatısında Marais adı verilen bir bölge oluşturuldu. O dönemlerde soyluların yaşadığı bu yerin doğusunda ise Fransız Devrimi’nden sonra yıkılan Bastille Kalesi ve hapishanesinin bulunduğu Bastille Meydanı vardı.Paris’in o dönemlerdeki bilim merkezi ise 1257’de kurulan ve Paris’in en büyük okulu olan Sorbonne Üniversitesi’ydi. Günümüzde ise Paris Üniversitesi’nin bir bölümü olarak kullanılan yerde eğitime devam ediliyor. Latin Mahallesi (Quartier Latin) olarak bilinen Sorbonne’un çevresi 19. yüzyıldan itibaren çeşitli dallardan sanatçıların da uğrak yeri haline geldi. Ünlü Fransızların gömülü olduğu Panthéon da Quertier Latin’de yer almaktadır. Victor Hugo, Voltaire, Jean Jacques Rousseau ve Emile Zola bu ünlü isimlerden bir kaçıdır.Sahip olduğu yapıtlar göz önüne alındığında dünyanın en büyük ve zengin müzelerinden birisi olarak kabul edilen Louvre Müzesi ve içinde bulunduğu Louvre Sarayı ise Sen Irmağı’nın kuzey yakasındadır. Louvre’un batısında ise Concorde Meydanı ve Tuileries Bahçeleri yer almaktadır. Ünlü Champs Elysees Bulvarı buradan başlayarak Charles de Gaulle Meydanı’na (eski adıyla Etoile Meydanı) uzanır. Bu alanın ortasında Arc de Triomphe bulunmaktadır. Bu Zafer Takı’nı Napolyon zaferleri anısına yaptırmıştır. Takın altında da I. Dünya Savaşı’na katılan Fransız askerlerinin anısına dikilmiş olan Meçhul Asker Anıtı bulunmaktadır.Baron Georges-Eugene Haussmann Paris valisi olduğu 1853-1870 yılları arasında yaptığı çalışmalarla Paris’e modern bir görünüm kazandırmıştır. Napolyon’dan aldığı destekle bazı yerleri yıkıp yerlerine geniş bulvarlar ve caddeler açtırmış, kenti neredeyse baştan yaratmıştır. Paris’in sağlık, ulaşım ve bayındırlık hizmetlerini de geliştiren Haussmann, bir yandan da Paris Operası ve 1960’ların sonuna kadar varlığını koruyan ünlü pazaryeri Les Halles gibi yapıları da hayata geçirmiştir. Bulvarların kuzeyinde ise gece klüpleriyle tanınan ve Sacré-Coeur (Kutsal yürek) Bazilikası’nın da bulunduğu Montmartre bölgesi bulunur.Paris’de resimler, eski afişler, kullanılmış kitaplar satan sokak satıcıları Seine Irmağı boyunca sıralanırlar. Sol Yaka’da üniversite’nin yanı sıra Fransız Parlamentosu’nun iki binası, devlet dairelerinin çoğu ve Lüxemburg Sarayı ve bahçeleri yer alır. Sarayın batısında ise XIV. Louis’nin savaş gazileri için yaptırdığı kısaca Invalides adıyla bilinen Hotel des Invalides bulunmaktadır. “Şen kıyısında , çok sevdiğim Fransız halkı arasına gömülmek istiyorum” diye vasiyette bulunan Napolyon’un mezarı da bu yapının içindedir. Daha batıda ise Paris’in simgesi olarak kabul edilen ve üzerindeki televizyon anteniyle birlikte yüksekliği 300 metreyi geçen Eiffel Kulesi bulunur. 1970’lerden itibaren yapılmaya başlayan modern gökdelenler şehre yeni bir görünüm kazandırmıştır
Zengin,Zengin >
Roza Resort Thermal Hotel 
erdek otel rozaerdek resorterdek rozaroza resort thermal & otel kaplıca nasıl gidilir
OSMANELİ SELÇİK İÇMELERİ 
Osmaneli-Selçik İçmeleri:Osmaneli ilçesine 9 km. uzaklıkta ulaşım kara ve demiryolu ile sağlanmaktadır. İçmenin suyu dört ayrı çeşmeden akar. Sodyum Klorür, Sodyum Bi Karbonat, Sodyum Sülfatça zengin olan kaynak suyunun sıcaklığı 15-20 C derecedir. Kaynaklardan toplam olarak saniyede 1 lt. su çıkmaktadır. Mide, Karaciğer, safra kesesi bağırsak ve idrar yolları hastalıklarına iyi geldiği gibi böbrek ve mesane taşlarının eritilmesi ve düşürülmesinde etkilidir
hatay içmelerihatay içmeleri görüntülerosmaneli içmeler FOTOĞRAFLARIosmaneli içmelern telefon numarasıosmaneli işmecleri termalosmaneli selçik içmeleri otellerosmaneli selçik köyün resimleriosmaneli turkuazosmanelinde otel ve pansiyonlar
Viyana tatili haziranda şenlenir 
Viyana Avrupa’nın tam ortasında, ulaşılması çok kolay, masalsı, sakin bir şehir. Yılda üç kez gittiğim olmuştur. Derdinizi, tasanızı unutup kendinize zaman ayırabilirsiniz. Sürekli yaşamak, değişiklikten hoşlananlara sıkıcı gelebilir. Ama klasik zevki, kalite, sakinlik ve huzuru arayanlar için bir cennet. Kentin her mevsimde farklı bir yüzü var. Benim seçimim ilkbahar, yaz başı. O zaman Viyana turları rengarenk , cıvıl cıvıl. Heurige adı verilen şarap tadım evleri, yaz başında bahçelerinde yeni mahsul şarapları sunuyor. Tadım evleri şehir merkezine otomobille 30 dakika mesafede, Grinsing ve Neustift bölgelerinde. Grinsing’de Beethoven’in yaşadığı evin hemen karşısındaki Mayer am Pfarrplatz çok eğlenceli bir mekan. Bahçesi geniş, yemekler iyi. En son keşfim Neustift’deki Fuhrgassl-Huber. Yemek çeşitleri, özellikle et ve av etleri mönüsü zengin. Haziran başında yeni mahsul şarap çıktığında, tadım evlerinde ziyafetler, eğlenceler düzenlenir. Müzik grupları eşliğinde polkalar, Avusturya halk şarkıları söylenir.Anlattıklarımdan şehrin sadece baharda güzel olduğunu çıkarmayın! Kışın da başka güzel. Yine de bence Viyana’ya gitmek için tercih edilecek en doğru zaman İlkbahar, yaz ve sonbahar olmalı. Klasik müzik ve sanatsal faaliyetlerden hoşlananlar için de bu zaman çok önemli. Zira her yıl mayısın ikinci haftasından itibaren Viyana sanat haftaları (Wienerfestwochen) başlıyor. Bunu kaçıranlar üzülmesin, Viyana’ya üç saat mesafedeki Salzburg’un festivali ağustosta. PARKLAR RENKLENDİViyana, mayıstan eylüle rengarenk. Tüm park ve bahçelerdeki çiçekler açıyor. Zaten bakımlı bir şehir, tüm saray bahçelerinin ve parkların titizlikle bakımı yapılıyor. Kara ikliminin etkisiyle hava temmuz, ağustos aylarında bazen bunaltıcı olabiliyor. Buna karşılık havanın kuru olması bir avantaj. Yazın Viyana’da saray, müze ve katedralleri gezmek iyi seçenek. Çünkü hem inşa ediliş biçimlerinden dolayı hem de soğutucular kullanıldığından oldukça havadar. Sıcaklığı pek hissetmezsiniz. Ayrıca parklar ve kafeler de hem dinlenmek için hem de keyif için yazları ideal olabilir. Viyana’nın kafeleri başlıbaşına bir kültürdür. Mutlaka görmek lazım. Bazıları sadece pastane gibi. Kimisi pub gibi, çok küçük bir bölümü bizim kahvehanelere benziyor. En eskisi Cafe Havelka, bizim gençliğimizde şehrin vazgeçilmez buluşma merkeziydi. Şimdilerde güncelliğini yitirdi. Sadece kahve çeşitleri var. Müşteri profili değişmeye başladı. Bence en güzel kafe, Cafe Demel. Yaz, kış çok güzel. Ama yer bulmak çok zor. Merkezdeki Graben bölgesinde. Özellikle pastaları muhteşem… (Kara orman pastasını, yani Schwarzwälder Kirschtorte’yi kesinlikle tavsiye ederim.) Rathausplatz’a (Belediye Meydanı) 5 dakikalık yürüme mesafesindeki Café Landtmann da kafe olmakla birlikte çok leziz yemekleri de var.SARAYLARI, MÜZELERİ GEZMEDEN DÖNMEYİNKentin en önemli sarayı Hofburg. Tümünü gezmeniz için bir gün yetmeyebilir. Franz Josef ve Kraliçe Elizabeth’in yaşadığı saray özenle korunuyor. Büyüklüğü, mimarisi büyüleyici. Bir başka saray, kent merkezine 10 kilometre uzaklıktaki Schloss Schönnbrunn. Hofburg’un minyatürü gibi. Geçmişte yazlık saray olarak kullanılmış. Bahçesi geniş, rengarenk, çiçekli. Turistik rotanın vazgeçilmezi Spanische Reitschule (İspanyol Binicilik Okulu), Hofburg’dan yürüme mesafesinde. Hafta sonunda gösteri düzenleniyor. Çok güzel, ancak kısa sürüyor ve çok pahalı, tavsiye etmem. Hafta arası antrenmanı izlemenizi öneririm.Viyana Operası (Staatsoper) Kärtner’in başında. İmkanınız varsa, akşam gidip opera veya konser izleyin. Yapının iç mimarisi, akustiği mükemmel. Dilerseniz gündüz turlarıyla gezebilirsiniz. Kentte konser izlemeyi düşünüyorsanız, biletinizi yola çıkmadan, internetten alın. Schloss Belvedere Sarayı şimdilerde sanat galerisi. İç bahçesi muhteşem. Klimt’in daimi sergisinin yanı sıra Kokoshka, Egon Schiele gibi ünlü Avusturyalı ressamların uzun süreli sergileri düzenleniyor. Rathaus ve Rathausplatz (Belediye ve Belediye Meydanı) görmeye değer. Belediye binasının meydanı yazın çok hareketli. Açık hava sergileri düzenleniyor. Modern sanatla ilgileniyorsanız MAK keyifli bir müze. Kafesinin yemekleri güzel. Leopold Museum Museumsquartier de çok rahat gezilebilen, sanat meraklılarının mutlaka uğradığı bir müze. Hundertwasserhaus’un çok güzel bir avlusu var. İçindeki restoranda, şnitzel tatmanızı öneririm. Viyana bir dünya şehri, her türlü yemek bulunuyor. Ama gerçek Avusturya işi şnitzel yemek istiyorsanız Fieglmüller’e uğrayın. Domuz, dana ve tavuk seçeneği sunuluyor. Şarap mahzenlerinde de farklı et yemeklerinin tadına bakmanızda yarar var. Gerçek Avusturya mutfağını Plachutta’da bulacaksınız. Bu restoranın kentte üç şubesi bulunuyor. Türk işadamı Atilla Doğudan’ın sahip olduğu, şehrin en güzel yerindeki Do&Co restoran Viyana’nın en iyi lezzet adresleri arasında
antalya villa viyanaviyana temmuz ağustos yazviyana kaç saatte gidilirviyana kac saat suruyorVİYANA HAZİRAN AYI İKLİMİviyana bodrumsharm el sheikh temmuz ağusto hava sıcaklığısalzburg VİYANA mesafeizmir viyana kaç saat sürüyorBODRUM HAZİRANDA KAÇ PARA TATİL
Ilıca Köyü Gazlı Suyu 
Kaplıca, Geyve’nin 15 kilometre güneydoğusunda Geyve-Taraklı yolunun 13. kilometresinden ayrılan bir yoldan gidilen Ilıcak Köyü içinde yer almaktadır. Mineral yönünden çok zengin ve şifalı olan kaplıca suyu bromür ve iyodür de içermektedir. Suyun ortalama sıcaklığı 26 oC.dir.
gazlı köy pansion fiyatlarıgazlıgöl kaplıcaları özdemir termel otel parasıgeyve kaplıca fitlarıyunanistan ılıcayunanistan ılıca köyü RESİMLERİ
BEYRUT küllerinden doğuyor 
Tevrat’ta “bal ve süt” ülkesi olarak geçen Kenaneli’nin “vaat edilmiş” topraklarıyla alfabenin mucidi Fenike’yi düşünüyorum… Tüm Semitik kökenli dillerde, karlı zirvelerinden dolayı “Beyaz Dağ” diye anılan Lübnan’ın başına gelenleri. Bu küçük ama zengin (yalnızca yerel kaynakları açısından değil tarihi ve kültür mirasıyla da) ülkenin, yıllar boyu birbiriyle halleşip kaynaşmış ama ilk fırsatta birbirinin gözünü oymaktan geri kalmamış Hıristiyan, Müslüman, Dürzi halklarının trajik alın yazısını…MERKEZDEKİ METRUK ALANLAR CANLANMIŞMS 551’deki depremde yerle bir olmadan, dev dalgaların altında yitip gitmeden önce antikçağın en önemli yerleşimlerinden biri vardı burada. Mermer sütunları, tapınakları, su kemerleri, tiyatrosu ve hipodromuyla olduğu kadar Roma İmparatorluğu’nun dört bir yanından gelen öğrencilerin en yetkili hocalardan ders aldığı Hukuk Okulu’yla da ünlüydü. Ama taş üstünde taş kalmadı bir anda, eski kent yeryüzünden silindi gitti. Neyse ki bugün, son savaşta yıkılan kent merkezindeki metruk alan, kazı çalışmaları sayesinde canlanmış durumda. Beyrut’un Fenike, Helenistik, Roma ve Bizans mirası yavaş yavaş gün ışığına çıkıyor. Haçlılardan kalma kilise kalıntılarıyla Kölemen ve Osmanlı hamamları da. Dev vinçleri, kıyı boyunca yükselen gökdelenleri ve köstebek yuvasını andıran kazı yerleriyle büyük bir şantiye halinde Beyrut, her kazma darbesiyle eski kimliğine kavuşma mücadelesi veriyor. Otelin balkonundan gördüğüm manzara: çanak antenlerle sarmaş dolaş kuruyan çamaşırlar, harap bir evin çatısına yığılmış, ne işe yaradığı belirsiz eski Otomobil lastikleri ve bir parça deniz: Akdeniz. Romalılardan bu yana “bizim” olan, yine de bir türlü paylaşamadığımız, tarih boyunca kan gölüne dönüştürdüğümüz deniz. Bu yüzden olsa gerek, Filistinli Şair Mahmut Derviş ünlü “Beyrut Kasidesi”nde “Ak ya da kurşuni, nisanda yeşil. Gerçekte mavi ama öfkelendiğinde her mevsim kıpkırmızı” der Beyrut’un denizinden söz ederken.Boş arsada tek başına bir palmiye bekliyor, öyle mahzun, yalnız, kurumak üzere. Sivri yaprakları arasından beş katlı bir yapı görünüyor, duvarlarında mermi izleri, içi boş, pencereleri kırılmış. Her yıkımdan sonra küllerinden doğsa da, savaşın (daha doğrusu peşpeşe patlak veren savaşların) yaralarını tümüyle saramamış bir kent görünümünde Beyrut. İSYAN VE SEVGİ İFADESİÜç yıl öncesinin İsrail bombardımanından söz etmiyorum, iç savaşın yol açtığı derin yaralar var hâlâ, yalnızca kentin Mimari dokusunda değil, insanların yaşamlarında da. Bir anlamda mirasçısı olmayan, yani sahipsiz bir kentteyim. Sahi, yüce dağlardan Akdeniz’e yumuşak bir iniş yapmış gibi sere serpe uzanan bu güzel yarımadanın gerçek sahibi kim? Yine Mahmut Derviş’e dönersek “Saygıyla kıyıya inen dağlarla, dağlara yükselen denizin” sahibi? Bir ulustan ziyade çokkültürlü, çokdinli bir topluluklar harmanı olan Lübnan halkı mı, hâlâ kamplarda yaşayan Filistinliler mi yoksa? Filistinliler silahlarıyla 1962’de kovulmuştu bu kentten, dolayısıyla onlar olamaz. 0 zaman Hizbullah örgütüdür belki ya da Suriye. Lübnan’ın tek sahibi yok anlayacağınız. Bu yüzden de başına gelmedik bela kalmamış. İsrail bombardımanları sırasında “kim derdi ki bir gün” diye yazmıştım, “evet bir gün her şey yeniden başlayacak, kentin kalbine yeniden bombalar yağacak? İç savaştan, Sabra – Şatila katliamından, Filistin Kurtuluş Örgütü’nün zorla sürgüne gönderilmesinin ardından İsrail, Lübnan’a yeniden müdahale edecek, bu kez Hizbullah’ı ortadan kaldırmak bahanesiyle yeniden siviller ölecek. Kim derdi ki bir gün, önce Suriye’nin gizli, sonra İsrail’in haksız ve ölçüsüz müdahalesiyle kan dökülecek, Beyrut yeniden geçmişin acılarını yaşayacak.” Yalnızca bir isyan değildi bu satırlar, aynı zamanda bu ülkeye, bu kente duyduğum ilgi ve sevginin de ifadesiydi. Arkadaşlarım vardı orada. Kitaplarımın Arapça çevirilerini yayımlayan Dar Al Farabi Yayınevi ve yöneticisi Abou Akl bombardıman altındaydı. Kentin en akıllı, en cana yakın, en güzel gazetecisi, sevgili Joumana ve onun gazetesi An-Nahar bombardıman altındaydı. Arap dünyasının en değerli yazar ve şairleri, dostlarım Elias Ghoury ve Amman’da yaşamakla birlikte yolu sıkça Beyrut’a düşen Mahmut Derviş bombardıman altındaydı. ŞAŞIRTAN KARŞILAŞMAOysa şimdi, resmi binalarla kentin stratejik noktalarında bekleyen silahlı askerlere rağmen, ortalık sakin gibi görünüyor. Bir gerilim var evet, ama savaş yok. Şimdilik yok. Gökdelenlerle izbelerin, boş arsalarla viran evlerin kentindeyim. Yine de, Ortadoğu’nun en ışıklı, en Canlı, en göz alıcı kentlerinden biri Beyrut, çünkü kozmopolit bir geleneğe sahip. Sabahın erken saatlerinden itibaren dağdan inen Dürzilerle Ermeni ve Kürtlerden, Maronitlerle çember sakallı Şiilerden oluşan, iş aramaya gelmiş Pakistanlı ve Hintlilerle renklenen bir kalabalık dolduruyor sokakları. Kıyı kahvelerinde kot pantolonlu genç kızlarla türbanlı kadınlar kavrulmuş çekirdek, fındık fıstık, dondurma, artık ne bulurlarsa atıştırıp bir yandan da nargile içiyor. Bu kozmopolit ve görece özgür ortamda, uzun yıllar bu topraklara hükmetmiş Osmanlı’nın da payı var elbette. Eski kültür bakanlarından Ghassan Salame’nin davetlisi olarak Lübnan’a geçen gelişimde Galatasaray Lisesi’nden sınıf arkadaşım Celâlettin Kart’a rastlamıştım. Hayretle, burada ne işin var, diye sormuştum. “Asıl senin ne işin var, ben TC’nin Beyrut büyükelçisiyim!” yanıtını almıştım. Dağın tepesinde bir oteldeydik. Celâlettin bir Osmanlı valisi edasıyla dolaşıyordu ortalıkta. Ne de olsa bu dağ ve aşağıdaki kıyı, dik yamaçlar, Bekaa vadisi, 1. Dünya Savaşı ertesinde Fransız yönetimine geçene kadar, 400 yıl Osmanlı egemenliğinde kalmıştı. Son gece, Celâlettin’in de katıldığı Fransız elçisinin rezidansındaki yemekte Osmanlı’dan miras duvar süslemeleriyle çinilere hayran kalmıştık. Yalnızca kent merkezinde ve köklü ailelerin yaşadığı köşklerde değil, “Davut Paşa” gibi bazı yemek adlarında bile Osmanlı izlerine rastlamak mümkündü. Balkonda kahve keyfinden sonra otelden çıktığımda dikkatimi çeken ilk şey askerler oldu. Ağır silahlar kuşanmış, zırhlı araçlarla köşe başını tutmuşlardı. Para bozdurmak için girdiğim ilk bankanın duvarında eski başbakan Hariri’nin fotoğrafını görünce savaş ve yıkım günlerini anımsadım. Hariri de, Lübnan siyasetini yönlendiren nice lider gibi bir suikastta can vermişti. Onun adını taşıyan Osmanlı tarzı camiye doğru, küçük saat kulesine açılan sokaklarda yürüdüm. Balkonlu, cepheleri yenilenmiş eski taş yapılar tarihsel Beyrut’un bağdaşık, tutarlı ve güzel bir mimari dokusu olduğunun en belirgin işaretleri. Ne var ki, Ortodoks Katedralin yanı başına, sanki ona meydan okumak için dikilmiş izlenimi veren Hariri Camii, turkuvaz rengi kubbeleri ve süslü minareleriyle Binbir Gece Masalları’ndan çıkıp gelmiş bir devasa oyuncağı andırıyor. Ve mimari dokuyu berbat ediyor.OTOBÜS, DOLMUŞ ARAMAYIN Yayalara göre bir kent değil Beyrut, benim gibi toplu taşıma araçlarını, otobüs ve tramvayları özel araçlara tercih edenlere göre hiç değil. Çünkü Beyrut’da yoksul da zengin de kendi otomobiliyle dolaşıyor. Otomobilleri tek varoluş nedenleri sanki, kişiliklerinin, günlük hayatlarının ayrılmaz bir parçası. Hatta en doğal uzantısı. Yoksullarınki hurda belki, ama, yine de, bunlardan daha hurda taksilerle dolmuşlara bir alternatif oluşturuyor. Kent merkezinde ne metro var ne otobüs. Ne de, anılarda, sepya fotoğraflarda kalmış eski tramvaylardan en küçük bir iz. Otobüslerin yalnızca kenar mahallelerde çalıştığını söylediler; merkezden kent dışına sefer yapan Nuh-u Nebi’den kalma tektük minibüslere rastladığımı ama binmekten çekindiğimi, hatta düpedüz korktuğumu da itiraf etmeliyim. Beyrut doğumlu, ergenlik yıllarını ve gençliğini bu kentte yaşamış, Kavafis’in o nefis şiirinde İskenderiye için söylediği gibi “hayatını bu köşede karartmış” kadim dostum Amin Maalouf’a romanlarında Semerkant, Granada, hatta Cenova gibi birçok kentten söz etmesine rağmen neden Beyrut’u (Tinos Kayası hariç) es geçtiğini sorduğumda, iç savaşın travmasını bir türlü üzerinden atamadığını, bu nedenle sevgili kentinden söz etmeye gönlünün el vermediğini söylemişti. Ama, dikkatli bir okurun, dolaylı da olsa, satır aralarında Beyrut’u bulabileceğini de eklemişti. Cebimde son kitabı, Amin Maalouf’un Beyrut’unu keşfetmek üzere Musichall’den otele dönerken gün ağarıyordu.NÖBETTEKİ SİLAHLI ASKER BİLE NARGİLE İÇİYORBurada bir nargile cennetindeyim. Yalnızca kent merkezindeki, “Yıldız Alanı” na çıkan sokaklar boyunca sıralanmış şık kahve teraslarında değil, yoksul halkın, daha doğrusu cellabalı erkeklerin çene çaldığı izbe kahvelerde de değil, lokantalarda, tüm kapalı yerlerde nargile içiliyor. Kaldığım otelin barında kısa etekli kızlarla başörtülü teyzeler, hatta türbanlı genç kadınlar da, kocalarının eşliğinde geç vakitlere kadar nargile içiyorlardı. Sabaha karşı otele dönerken, köşede mevzilenmiş Kalaşnikov ve roketatarlı askerlerin bile nöbette nargile içtiklerine tanık oldum. SAVAŞA İNAT EĞLENİYORLARMusichall, Beyrut’un en ünlü gece kulüplerinden. Geç vakit, kırmızı kadife perde açıldığında Sahne alan Rock grupların çaldığı Müzik eşliğinde mini etekli, aşırı makyajlı, birbirinden güzel kızlarla delikanlıların, kulübe son model cipleriyle geldikleri her hallerinden belli olan mirasyedilerin masalar üzerinde dansı, daha doğru bir deyimle “tepinmesi”, başlıyor. Siyasi ve ekonomik krize, adım başında rastlanan Askeri barikatlara ve Hizbullah’a inat, çılgın gençlik burada kurtlarını döküyor. İçki serbest elbette, Sigara dumanı kalabalığın üzerine bulut gibi çöktüğünde hayaletler de sahnede yerlerini alıyor. Öldürülen siyasi liderlerle iç savaş sırasında komşularının kulaklarından kolye, derilerinden abajur yapan milisleri, bizimkinden pek farkı olmayan Lübnan rakısının da etkisiyle, görür gibi oluyorum. Rock eşliğinde hora tepiyorlar. Derken, karşımda durmadan konuşan ama gürültüden söyledikleri anlaşılmayan, Kameriye’nin Altında romanıyla Lübnan iç savaşına yeni bir yorum getiren Hyam Yared’e 15 yıl süren savaşı kimin kazandığını soruyorum. Tek cümleyle yanıtlıyor: “Hiç kimse kazanmadı, herkes kaybetti.”
BEYRUT küllerinden doğuyor
denizli de güneş kaçta doğuyorgay beyrutistanbulda güneş kaçta doğuyor
Duba Tatilinde ne yemeli? 
Alışveriş merkezleri fast food konusunda çok geniş imkanlar sunarken; otellere ait restaurantlarda zengin deniz ürünleri tercihlerinde bulunabilirsiniz. Hayır ille de Türk yemeği derseniz; Süleyman Abi’nin Jumeirah’da açtığı İstanbul Flowers’da kebaba dair pek çok seçenek mevcut.
Tarihi eski yıllara dayanan kına günümüzde halen popüleritesini korumakta.. Özellikle de Ortadoğu ülkelerinde, Hindistan’da, Afrika ülkelerinde yaygın olarak göze çarpıyor. Bu ülkelerde kına bitkisi sadece süslenmek için değil; ilaç krem yapımı gibi alanlarda da kullanılıyor. Süs amaçlı olarak kına ile yapılan dövmeler ülkeden ülkeye farklı motifler sergilemekte.
Dubai de kına çok yaygındır. Örneğin bir güzellik salonuna gittiğiniz zaman kınadan dövme yaptırabileceğiniz aklınıza gelir miy di? Güzellik salonlarının yanında bir çok turistik mekanda sadece bu işi yapan bayanlar çalışmaktadır. Yaptıkları dövme tam bir işleme. 5 dakika gibi kısa bir sürede ellerinizde adeta çiniden saraylar inşa ediyorlar. Bir kına bu kadar mi estetik olur! Dubai’de kına “Henna” olarak geçiyor. Tek kötü yani 2 haftadan az bir sürede geçmesi.
Birleşik Arap Emirliklerinin 7 emirliğinden en çok konusulanı kuskusuz Dubai. Peki bu kadar konuşulmasının ve tercih edilmesinin nedeni gerçekten ne? Tabiki başarılı tanıtım politikaları. Bundan çok kısa süre önce sadece çöl kumlarından ibaret olan kara parçasi 40 yıl gibi kısa zamanda bir alışveriş ve turizm cenneti haline getirilmis. Ülke yöneticileri, bir gün tükenebileceğini düşündükleri petrol kaynaklarına bağli kalmayıp turizme yönelmeye karar vermişler. Yılda 2 kez gerçekleşen alıveriş festivali dünyanın dört bir yanından meraklısını bu ülkeye çekmeye başarmış gözüküyor. Ülkeye gelen turist sayısı her geçen gün hızla artıyor. Ocak ve Temmuz aylarında gerçeklesen festivaller süresince vitrin fiyatlarında %50-70 arasinda indirimler göze çarpıyor. Peki Dubai de alışveriş nerelerde yapılmalı?
City Center simdilik Dubai nin en Büyük alışveriş merkezi. Simdilik dememin nedeni, ses getirecek bir çok merkez inşası projelerinin var olması. City Center bilinen bir çok markaya ev sahipliği yapıyor, mekan olarak geniş bir alana yayılmış. Elektronikten, tekstil ürünlerine aradığınız her şeyi bu çatı altında bulmanız mümkün.
Dubai nüfusunun Büyük bir kısmını hintliler oluşturmakta Hindistana ait otantik ürünler satın almak isterseniz Karama Center’a mutlaka uğrayın.Gördüğünüzde hepsini satın almak isteyeceğiniz çeşit çeşit Hint kumaşarı, Hindistan ve Dubai ye özgü hediyelik eşyalar, spor mağazaları bu küçük çarşının içinde yer alıyor. Alışveriş merkezlerinde pazarlık mümkün olmamakla birlikte Karama Center da gönül rahatlığı ile pazarlığınızı yapabilirsiniz. Al Fahiti Street Elektronik eşya için bir numaralı mekan.
bodrumda nerde ne yemeli en ucuzçeşme altınyunus krem tanıtımı
Vural Kaplıca Tesisi 
Sağlık Bakanlığı Ruhsat Tarihi ve Nosu
18.05.2005/53
İşletmenin Adı/Türü
Vural Kaplıca Tesisi
İşletmenin Sahibi
Hüdadan İNCE
İşletmenin Adresi/Telefon
Kaplıcalar Mevkii Kozaklı NEVŞEHİR
Tel.No : 0 384 471 38 58
Vural Kaplıca Tesisi Kaplıca Suyunun Trdavi Özlliği (Endikasyonu )
reşadiye APARTEVLERİvural kaplıcalarıkozaklı vural termal otelkarahayıt vural pansiyonvural kaplıca tesisidenizli karahayıt vural pansiyondenizli karahayıt vural kaplıcalarıkarahayvural kaplıcavural apartevleri resimleri kozaklı
Çökek İçmesi 
Nevşehir ili Ürgüp ilçesinde, Damsa Çayı vadisinin doğu yamaçlarındaki travertenler arasında bulunan bu içmenin suları 15 derecede kaynamaktadır. Sular demir bileşimli tortular bırakmaktadır. Suyun debisi dakikada 1 lt.dir. Karbondioksit bakımından zengin olup, lt.de 15 gr. tuz içermektedir. İkinci derecede sodyum içermektedir. Bu içmenin suyu, reaksiyonu hafif asitli olduğundan sindirim düzenleyici, hemoroid, parazit düşürücü, deri hastalıklarının tedavisine iyi gelmektedir.
Çağ Hayme Sultan Termal Tesisleri 
Çağ sağlık grubu yatırımlarından Çağ Hayme Sultan Termal Tesisleri Ankara’ya 70 km uzaklıkta Haymana ilçemizde bulunmaktadır.
çağ hayme sultan kaplıcalarıhayme kaplıcaÇağ Hayme Sultan da fiyatlarHAYME SULTAN TERMAL OTEL VE TATİLhayme sultan termal tesislerihayme sultan vikipediKALP YETMEZLİĞİBODRUM OTELLERİkızılcahamam otelleri termal tesisleri ÇAĞsivas yıldızeli yolunda restaurantSULTAN hotel kangal threma