BÖLGE DEĞERLENDİRMESİNİ İYİ YAPINDağlar: Üzerinde ağaç yetişmeyen dağlarda barınak bulmak zordur. Kayaların, kar ve buzların yamaçlardan yuvarlanma ve havanın ani değişme riski vardır. Ilıman iklimli ormanlık bölge: Ormanda ölü ağaçların üzerinize düşme tehlikesi vardır. Karşınızda yaban domuzu çıkabilir. Barınak kurmak için bol malzeme ve yiyecek bulabilirsiniz ama hareket imkanı zordur. Savana: Su bulunması çok önemlidir. Düzlük alanlarda otoburları avlayan yırtıcı hayvanlar tehlikeli olabilir. Sahil ve deniz: Denizi hafife almayın. Gelgit bölgelerinde düz kumluk alanlarda yol almak, iç bölgelerin kum tepeleri ve dağlık arazilerinden çok daha kolay olur.HAVAYI DEĞERLENDİRMEYİ BİLİNBulutlar ne kadar yüksekteyse hava o kadar güzel olacak ve ani değişim yaşanmayacak demektir. Fırtına bulutları genellikle yeryüzüne yakın mesafede büyük kümeler halinde hareket eder. Bulutlar yeryüzüne çok yaklaştığındaysa sis meydana gelir. Geceleri gökyüzünün kırmızı olması iyi havayı işaret eder. Şafak vaktinde gökyüzünün kırmızı bir renk olması havada çok fazla nem olduğunu gösterir. Güneş ışınları bulutlardan yansıyarak kırmızı rengi oluşturur. Bu, fırtınanın yaklaştığının habercidir. Hayvanlar bütün hava hareketlerine sebep olan hava basıncı değişimini hisseder. Bir fırtına ya da kar yaklaşıyorsa normalde yüksek irtifada yaşayan çoğu otçul hayvan, düzlüklere iner. Eğer yağış üzerinize doğru geliyorsa çevrenizdeki kozalaklar havadaki nemi emerek kapanır.PUSULANIZI KAYBETTİYSENİZ YENİSİNİ YAPINEğer demir içeren bir metal parçası serbest bırakılırsa kuzey-güney eksenini gösterene kadar sallanacaktır. Metal, Dünyanın manyetik alanından etkilendiği için ekseni bulur. Bundan yararlanarak kendi pusulanızı yapabilirsiniz. Bunun için: Bir iğneyi ipekten bir bez parçasına sürekli olarak aynı yöne doğru sürtün. Bu, statik elektrik yüklenmesine neden olur. Su dolu bir kapta uzun, yassı bir yaprak yüzdürün ve iğneyi üzerine yerleştirin. İğne, kuzey-güney eksenini gösterecektir. İğne durduğunda, diğer işaretlere (güneşin doğudan doğup batıdan batması, Kutup Yıldızı) bakarak kuzey yönünü belirleyin ve işaretleyin. Bundan sonra düzeneği pusula olarak kullanabilirsiniz.DEREDEN KOLAY GEÇMENİN YOLLARITek başınıza geniş bir dereden geçeceksiniz uzun bir sopa bulun. Sopayı önünüze dayayın ve ayaklarınızı çapraz yönde öne doğru hareket ettirerek ilerleyin. Ayaklarınızı sürüyerek kısa adımlar atın. Eğer birkaç kişiyseniz sudan birbirinize sarılarak geçebilirsiniz. Kollarınızı birbirinizin boynuna sıkıca dolayın ve ayak bileklerinden öne doğru eğilin. En formda olan kişi akıntıyı sırtlamalı ve ilk hareketi vermeli. Diğerleri de onun düşmesini engelleyecek şekilde destek olmalı. Bu, sığ ama hızlı akıntıda etkilidir. Sıra halinde de geçebilirsiniz. Örneğin kol kola girmiş üç kişiden en güçlü olanı akıntıya doğru ilerlerken diğerleri dengeyi sağlar. ORMAN GEÇMEK ZOR İŞOrmanlar böcekleri, zor yürüme şartları nedeniyle pek de cennet gibi yerler değildir. Önlemlerinizi almanız şart: Ormanda kolay kuruyabilen, hafif ve dayanıklı kıyafetler giyilmeli. Soğuk geceler için ince de olsa bir kazak şart. Sık bitkileri kesmek için bir palanız olsun. Böceğe karşı gömleğinizin kollarını asla kaplamayın. Ayrıca yüz, boyun ve ellerinize mutlaka böceksavar sürün. Yırtıcı hayvanlardan sıtma bulaşabileceği için mutlaka aşı olun ya da sıtma ilacı alın.
Doğada hayatta kalmanın yolları
Ama,Ama >
Doğada hayatta kalmanın yolları 
Hz. İsa nın doğuşu bir bar duvarında 
CORNWALL – Hz. İsa’nın doğuşu birçok kez resmedilmiştir. Sanat galerilerinde, müzelerde, sanat okullarında… Fakat bu sefer farklı bir mekan seçilmiş.
Bu duvarda barometreler, eski bira reklamları ve mahallenin Futbol takımının fotoğrafları var. Artık bunlara ek olarak bir de Hz. İsa’nın doğuşunun duvar resmi.
İngiltere’nin Cornwall bölgesindeki Brisland Inn’in duvarındaki üç boyutlu duvar resmi Janet Shearer’a ait. Sanatçı resmi üç haftada bitirebilmiş ve Noel arifesine yetiştirmiş.
Resim o kadar gerçek ki sanki Hz. İsa barın bir odasında doğmuş ve siz de buna tanıklık ediyorsunuz. Hatta barın müdavimlerinden biri “40 yıldır buraya geliyorum ama orada bir kapı olduğunu bile farketmemişim” dedi.
sanatın öyküsü isanın doğuşu
Otelde evlilik cüzdanı sorgulaması 
verdiniz. Resepsiyonist “hay hay” diyor, “Evlenme cüzdanınız?” Sosyal statünüz ne olursa olsun, iki ahlaksız seks düşkünü olarak girdiğiniz bu kutsal mekan, size geçit vermemektedir. Kıpkırmızı olmaktan başka ne yaparsınız? Gerisi mizacınıza ve başka otel arayacak zamanınıza kalmıştır. İstediğiniz kadar itiraz edebilirsiniz. İki yolunuz var: Ya oteli terk edeceksiniz ya da muta rezervasyonu yapacaksınız. Yani ikinci bir oda için yüklüce para ödeme karşılığında otelde kalmaya hak kazanırsınız. Bu manzara sadece Doğu ya da Güneydoğu’daki otellerde değil; İstanbul, Tekirdağ, Hatay ya da Muğla-Datça’da da var. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB), Türkiye Otelciler Federasyonu (TÜROFED) ve Profesyonel Turist Rehberleri Dernekleri Federasyonu (TUREF), otelcilerin nüfus cüzdanı dayatmasının keyfi ve yasadışı olduğunda hemfikir ama nafile. Yüzlerce otelde Evlenme Cüzdanı Kanunu tıkır tıkır işliyor. HER ŞEHİRDE HERKESİN BAŞINA GELİYOR TEKİRDAĞ Gelin ve damatı gerdeğe sokmayacaklardı Ailenin bir bölümü Tekirdağlı olduğu için düğünümüz orada yapıldı. Biz ve davetlilerden bir bölümü otelden yer ayırttık. Eskiden beri bilinen, tanıdık, düzgün bir oteldi. Gelin ve damat olarak düğün sonrası otele geldik. Kornalar ve alkışlar eşliğinde otomobilden çıktık. Resepsiyon görevlisi oda anahtarımızı verirken “evlilik cüzdanı?” dedi. Üzerimizde gelinlik ve damatlıkla öylece kalakaldık. Nikah bir hafta önce İstanbul’da yapılmıştı ve elbette ki düğüne giderken evlilik cüzdanımızı götürmemiştik. Şaşkın bakmış olmalıyız ki görevli çekine çekine açıklama yaptı. “Şey biz bir aile oteliyiz de.” Yanımızdakiler “Sonra verirler, biz yabancı mıyız canım” dediler de odamıza çıktık. IĞDIR Vali istediği için böyle Doğu gezisinde Iğdır’ın dört yıldızlı tek otelini bulduk. Bir gece kalıp Doğubeyazıt’a gidecektik. Hava kararmıştı. Yorgun argın resepsiyona geldik. Odaya çıkıp baktık, beğendik. Sıra formları doldurmaya geldi. Görevli kimliklerimizi ve bizi uzun uzun süzdü. Ayıplayan bir sesle “Evlenme cüzdanı yoksa oda da yok” dedi. Israrımız fayda etmedi. Otel sahibiyle bir kenarda tartıştık, valiyi arayıp şikayet edeceğimizi söyledik. Otelci, “Zaten vali istediği için bu uygulamayı yapıyoruz. Aynı odada kalıp otelimi kapattırmak mı istiyorsunuz” demez mi? Sonunda çözüm de ondan geldi. Bir oda daha tutup parasını ödedik de aynı odada sözüm ona gizlice kaldık. MUĞLA İkinci odayı bir hafta boş tuttuk Datça’ya Ramazan’da gitmiştik. Oteller bomboştu. Merkezde birkaç otel gezip fiyatı öğrendik. Sonunda sahildeki büyük bir otelde kalmaya karar verdik. Kayıt için kimliklerimizi verdiğimizde, evli olmadığımız için aynı odada kalamayacağımız söylendi. Bir haftalık tatile geldiğimizi anlattık. Resepsiyondaki kişi, ciddi bir sorunla karşılaşmaktan korktuklarını söyledi. Elimizde çantayla kapı kapı dolaşmak, otelcilere dert anlatmak gözümüzde büyüdü. Oda fiyatları ucuzdu. Bu nedenle iki oda tuttuk. Odalardan birini hiç kullanmadan bir hafta tatil yapıp döndük. İSTANBUL Evleneceğim kadına fahişe muamelesi yaptılar Benzer bir olay da geçen yıl basına yansıdı. Finans uzmanı olan Mehmet Alan hayatının kadınıyla Antalya turları‘daki bir kongrede tanıştı. Natalia Patrekeeva bir mimardı. Rus sevgilisi ile hayatlarını birleştirmek istiyorlardı. Onların başından geçen evlilik cüzdanı travması en ağırı. İstanbul turları Taksim’deki dört yıldızlı bir otelde yer ayırtan Mehmet Alan’ın rezervasyonu “Davetliniz Rus” denilerek kabul edilmedi. Alan, “Evlenme planı yaptığım kişiye Laleli’ye fuhuşa gelen Nataşa muamelesi yaptılar. Turizm Bakanlığı’na şikáyet edeceğim” dedi. Golden Age Oteli’nin özür dileyen müdürü Doğan Ezik ön büro müdürünün yanlışlıkla ‘Rus bir kişiyle kalınamayacağı’ prensibini uyguladığını söyledi: “Bu bölgedeki hiçbir otel hayat kadınları ile gelenleri kabul etmez. Mehmet Alan’dan evlilik cüzdanı istendiği ve olmaması nedeniyle kabul edilmediği tespit edildi. Özür diliyoruz.”
otellerde evlilik cüzdanı sorulmasıotelde evlilik cüzdanı sorgulamasıevlilik cüzdanı sorgulamaevlilik sorgulamasıevli olmadan otelde kalmakevli olmayanlar otelde kalabilirmievlilik şartı aramayan otellerizmirde evlilik cüzdanı istemeyen otellerankarada evlilik cüzdanı istemeyen otellerbalıkesirde evlilik cüzdanı olmadan kalıncak yer
Sonbaharın rengârenk tuvalinde Batı Karadeniz sahilleri 
Bazı rotalar vardır ki, mevsiminde gitmek gerekir. Gezginler o yollardan geçerken, kendini bir kartpostalın içinde yolculuk ediyormuş gibi hisseder. Doğadaki görüntüler büyüleyicidir. İnsanın canı hiç geri dönmek istemez. Geçen hafta işte böylesine güzel bir rota izledim: İstanbul, Düzce, Bolu, Gerede, Karabük, Kastamonu… Sonra, karşıma çıkan Küre Dağları ile beraber masal da başladı. Bu masal, “Binbir Gece Masalları”na benzer. Hiç bitmez. Her seferinde ayrı bir zevk verir. Küre Dağları’ndaki kaçıncı yolculuğum olduğunu unuttum. İlk kez, 15 yıl önce Atlas Dergisi için Valla Kanyonu’na giderken bu masalın içine düşmüştüm. Sonra bir daha çıkamadım. O günden beri her fırsatta soluğu bu dağlarda, geçit vermeyen ormanlarda aldım. Her mevsimini yakından izledim. Her mevsimine aşık oldum. Ama sonbahar görüntülerine yüreğimin baş köşesini ayırdım.Geçen hafta dağın kıvrımlı yollarında ilerlerken, sevgiliye kavuşmuş bir aşık gibi heyecanlıydım yine. Ağaçlar, sanki geleceğimi biliyormuş gibi rengarenk elbiselerini giymişti. Mersin, kestane, kocayemiş, kızılçam, göknar, kayın, akağaç, kavak… Hepsi ayrı bir renge boyanmıştı. Sarılar, yeşiller, kırmızılar, turuncular, vişne çürükleri güneşin ışıklarıyla oynaşırken, açıklı koyulu tonlara bürünüyorlardı. Bu rengarenk ormana karasevdalı olduğumu bir kez daha anladım.ODUN KOKULU DAĞLARBu mevsimde akşam erkenden geliyor. Alacakaranlık yanında ayazı da sürüklüyor. İşte o alacakaranlıkta, evlerin bacalarından yükselen beyaz dumanlar, görüntüyü daha da masalsı kılıyor. Dumanları gördüğünüzde otomobilin penceresini açıp, havayı koklamanızı öneririm. Çünkü bütün dağı odun kokusu sarar. Eğer çocukluğunuz sobalı bir evde geçmişse, bu koku sizi geçmişinize sürükler.Küre kasabasından geçerken aklıma çok önceleri seyrettiğim, bu yörede “kayık yarışı” denen kızak yarışları geldi. Olimpiyatlarda izlediğimiz yarışların aynısı, bu bölgede tam 500 yıldan beri yapılıyordu. Yaban eriği ağacından yapılan tek kişilik kızak, bir gece önceden su dökülerek buz haline getirilen pistte, saatte 65 kilometre hıza ulaşıyordu. Kim daha uzağa kayarsa yarışı o kazanıyordu. Küre kasabasını geçtikten sonra, önce ağaçlar görünmez oldu; yamaçlardaki evlerin pencerelerinden cılız ışıklar parladı. Karanlık tüm sessizliğiyle Küre Dağları’nın üstüne çöktü. Bir süre sonra uzaklardan İnebolu’nun ışıkları göz kırpmaya başladı.Gezideki ilk durağım, dağlarla deniz arasına sıkışmış bu “kahraman” kasaba olacaktı. Oraya vardığımda, İnebolu uykuyla kucaklaşıyordu. Ben de deniz kıyısındaki otelde, Karadeniz’in ninnisiyle uykuya daldım. Rüyamda, sağa sola savrulan renkli yaprakları gördüm. Onları ormanda uçuşan binlerce kelebeğe benzettim. Sonra azgın dalgalarla boğuşan kayıkçıları kürek çekerken gördüm.KIVRIM KIVRIM BİR YOLİnebolu’dan sonra kıyıdan yola devam ettim. Eğer yola çıkmadan birilerine “yol nasıl” diye sorarsanız, alacağınız yanıt sizi korkutur. Aldırmayın. Bu yol virajlıdır ama size yaşamınız boyunca unutamayacağınız manzaralar sunar. Solunuzdaki tepeler rengarenk ormanlarla kaplıdır, sağınızda ise lacivert bir deniz sonsuza doğru uzanır. Yola çıkma amacınız zaten bu güzellikleri yudumlamak değil mi? Aceleniz de yok. Ne bekleyeniniz var, ne de yetişmeniz gereken bir randevunuz. Onun için bu yolun tadını çıkartın.3-4 saat süren bu yolda önüme önce Cide çıktı. Bu yemyeşil kasaba beni sımsıcak sarıp sarmaladı. Kıyıdaki doğal plaj, yaz düşleri görmeme neden oldu. Buradan geçip gitmeden, kasabanın içine girip sevdiklerime birer sarı yazma almayı ihmal etmedim. Cide’den sonra yol, yine ağaçların arasında kıvrım kıvrım ilerdi. Bu yolun her mevsim güzel olduğunu biliyordum. Kış başında asfalt, ağaçlardan dökülen yapraklar yüzünden renkli bir kilime benzer. Yazın ise yemyeşil bir tüneli andırır. Hava, ıslak çimen, ağaç, duman, çürümüş yaprak, çiğ, yosun ve iyot kokar. Yani nefes aldığınızda tüm doğayı ciğerlerinizde hissedebilirsiniz. Sık ağaçların arasından Karadeniz’i görürsünüz ama yanına inemezsiniz. Çünkü Karadeniz, sahillerini göstermekte biraz cimridir. Onun için ıtırlı tepeleri aşıp, güzelim sahillere inecek yol bulamadım.Karadeniz, Gideros’ta insafa gelip, güzelliğini gözler önüne serdi. Burası denizden görünmeyen, havuz benzeri bir koydu. Kıyısındaki kahvelerde oturup, bir çay içimi sürede, buraya sığınan korsanları düşlerken bile heyecanlandım. Ben düş kurarken, yeşil başlı ördekler sakin suları yararak karşı kıyıya gidiyorlardı. Ağaçlar ise su üstündeki yansımalarına bakıp, güzelliklerini seyre dalmışlardı.CENNET AMASRAYola devam ettim. Bu kez karşıma Kurucaşile çıktı. Son gördüğümde küçük bir köy kadardı, şimdi gelişmiş, serpilmiş, koca bir kasaba olmuştu. Burada Türkiye’nin en dayanıklı tekneleri yapılıyordu. Yıllar boyu ben de bura yapımı küçük bir teknenin sahibi olma hayalini kurmuş, ama bunu bir türlü gerçekleştirememiştim. Çakraz Koyu, Bozköyaltı derken, Bakacak Tepesi’nden Amasra göründü. Tarih kitapları doğru söylüyorsa, Fatih Sultan Mehmet Amasra’yı önce bu tepeden görmüş ve yanındaki lalasına, “Lala, lala, cennet dediğin burası mı ola” diye kafiyeli bir soru sormuştu. Gerçekten de Amasra bu tepeden cennet gibi görünüyordu.Amasra yabancım değildi. Kimi zaman tatile, kimi zaman yazı yazmaya, kimi zaman Televizyon için çekime gelmiştim. Karadeniz kıyılarındaki gözdelerimden birisiydi burası. Deniz isterseniz en temizi, doğa isterseniz en yeşili, tarih isterseniz, ondan bol başka bir şey yoktu Amasra’da.Sekiz katlı salatanın eşlik ettiği tavada balık ziyafetinden sonra Batı Karadeniz kıyılarındaki gezimi noktaladım. Ertesi gün Bartın’dan geçip, Çaycuma, Devrek, Mengen üstünden Bolu’ya indim. Bu yolu tercih etmemim nedeni, ağaçlarla olan randevumdu. Ormanlar süslenmiş, püslenmiş beni bekliyorlardı. O kadar güzel görüntüler sunuyordu ki, her viraj sonrasında durup, onlarla hatıra fotoğrafı çektiriyordum. Hiç dönmek istemedim. Ama bir başka yolculuğa başlamak için tekrar başa dönmek zorundaydım. Bu rüya rotayı size de öneriyorum. Geç kalmış sayılmazsınız çünkü bu yollar size her mevsimde bir başka güzelliğini sunacaktır emin olun.İNEBOLUKahraman kayıkçılar cephane taşıdı şapka devrimi bu kasabada başladıİnebolu’yu dolaşırken, kasabayı kendini göstermeyi istemeyen, çekingen, utangaç yaşlı bir yiğide benzettim. Aslında kasabada geçmişten pek iz kalmamıştı. Çirkin apartmanların arasına sıkışmış, vişne çürüğü boyalı, cumbalı, üç katlı eski ahşap evler de olmasa, insan İnebolu’nun geçmişini düşlemekte zorlanırdı. Örneğin, rüyama giren kayıkçıları kim, nasıl hatırlardı acaba. Geçmişte, “Orada vapur batar, kayık batmaz” diye ünlenmişti İnebolu. Çünkü o dönemin kayıkçıları, dev dalgalara aldırmadan denize açılır, yük götürür, yük getirirdi. Kayıkların dümenini tutanların bileği tunçtan, kürekçilerinin pençeleri çeliktendi adeta. Seferden sonra tüm kasabayı “heyamola” çekerek inletir, “heyemola” oynayarak titretirlerdi. İnebolulu kayıkçılar bu kadar yiğit olmasa, kasaba açlıktan kırılırdı. Çünkü kuzeyden kopan rüzgar önüne kattığı dalgaları buraya sürüklerdi. Karaya vuran dalga geri çekilirken, arkadan gelenle çarpışır ve dalgalar yarılırdı. İşte bu yarık dalga, denizcilerin korkulu rüyasıydı. Gemiler limana yaklaşamaz, kayıkçılar ölümüne yükü boşaltırlardı.İnebolu bu kahraman kayıkçıları ile övünmekte çok haklıydı. Çünkü gemilerle buraya gelen cephaneleri, kayıkçılar karaya taşımış, oradan da kağnılarla cepheye gönderilmişti. Kurtuluş Savaşı, işte bu cephaneler sayesinde kazanılmıştı. Bu olaylardan birine şahit olan yazar İsmail Habib Sevük, 1921 yılının haziran ayında, Sovyetlerden silah getiren “Ümit” vapurunun boşaltılmasını şöyle anlatmıştı:“Yunan gemileri gelmeden yükü boşaltmak gerekti. Bütün sandallar vapura üşüştü. Kimse iskelenin inmesini beklemedi. Sekiz, on metrelik kancalarını güverte parmaklığına iliştiren deniz çocukları, kancaların sırıklarından sansar gibi tırmanıp, birer cambaz gibi vapura atıldılar. Dolan kayıkların karaya doğru yarışını görmeliydiniz. Kürekler pervane gibi işliyordu. Yükünü boşaltan tekrar vapura koşuyordu.”Türkiye Büyük Millet Meclisi, İnebolulu kayıkçılara daha sonra İstiklal Madalyası verdi.Bugün o kayıkçıları ararsanız bulmazsınız. Çünkü kayıklar artık yok. Modern çağın araçları onları da yok etti. Geride ise gururla anlatılan hikayeleri kaldı.BUNA ŞAPKA DERLEREğer geçmişle ilgili bilginiz yoksa, İnebolu’nun dar sokakları size bir şey söylemez. Örneğin, tarihi Halkevi binasının önünden geçerken sadece, “ne kadar güzel restore edilmiş” demekle yetinirsiniz. Ama, Türk halkının festen şapkaya bu binada geçtiğini bilirseniz, durup uzun uzun düşünürsünüz. O günlerin tanığı İsmail Habib Sevük, tarihi anı şöyle tarif etmişti bir yazısında: “Şu karşıdaki büyük binanın büyük salonu, o kadar kalabalık ki, oturacak değil, ayakta duracak yer yok. Pencerelerin içleri bile dolmuş. Şef önündeki kalabalığa bakıyor: Abani sarık, yeşil sarık, kurşuni kalpak, vişne çürüğü fes, yassı kalıp, sivri kalıp, kalın püskül, kopuk püskül… Nedir bu, bir karnaval kalabalığı mı? Şef elindeki Panamayı kalabalığa doğru sallayarak bağırıyor: Bunun adına şapka derler!..”İşte o an, Türk halkı İnebolu’da şapka ile tanışıyordu.Eğer Manastır Tepesi’ne çıkarsanız, kendisini göstermeyi pek sevmeyen İnebolu’yu ayan beyan görürsünüz. Sırtını rengarenk ormanlara dayamış, yüzünü lacivert Karadeniz’e dönmüş olan bu kahraman kasaba, belki kuş bakışı görüntüsüyle sizi sarıp sarmayabilir, kendisine aşık etmek için her cilveye başvurabilir. Bu kararı verebilmeniz için İnebolu’ya gitmeniz, elmasından, mantarından, helvasından, güvecinden, asırlık dönerinden, tavada nar gibi kızarmış mezgitinden, hamsisinden, pekmezli simidinden, ortası delik pidesinden yemeniz, soğuk suyundan içmeniz gerekir.DAMAK ROTASIBatı Karadeniz, göze olduğu kadar damağa da hitap ediyor. Yörenin yemekleri gerçekten de unutulmaz lezzetler sunuyor. Eğer İnebolu’ya giderseniz bir sabah kahvaltınızı yörenin ünlü güveci ile yapmanızı öneririm. Kayıkçılar ve orman işçileri zamanından kalma adet hâlâ sürüyor. Yağlı dana eti, soğan, sarımsak, domatesle yapılan, sekiz saate yakın odun fırınında kalan güveç gerçekten de damakta unutulmaz tatlar bırakıyor. Hele yanında fırından yeni çıkmış ortası delikli pide varsa bu güveci yemeye doyum olmuyor. Etin suyunu çeken pide insanın aklını başından alıyor.Eğer güveç ağır gelir derseniz, İnebolu’nun pekmez suyuna batırılarak yapılan simiti ile çayınızı yudumlayabilirsiniz. Hele bu simit fırından yeni çıkmışsa yemeye doyamazsınız.İnebolu’nun unutulmaz lezzetlerinden biri de döneri. 150 yıllık “Tarihi İnebolu Dönercisi”nde büyük gizlilik içinde hazırlanan ve odun ateşinde kızaran dönerin lezzetini anlatacak kelimeler sanırım henüz yazılmadı. Dönerle birlikte tereyağlı pilavı da yemenizi öneririm. İlçenin çekme helvası ile tahin helvası da dillere destan. Yaklaşık 100 yıldan beri yapılan bu helvaları eğer sıcak sıcak yeme şansını elde edebilirseniz, damağınızın çatır çatır çatladığını hissedebilirsiniz.Amasra’da ise şimdi hamsi ve mezgit zamanıdır. Burada balığın tadı tavada çıkar. Mısır ununa bulanan balıklar, özel kızartma yöntemi ile inanılmaz bir lezzete dönüşürler. Amasra’nın bir de salatası meşhurdur. Mevsimine göre 6-8 katlı olan bu salatalarda tüm yeşillikleri bulmak mümkündür. Bu salatalar hem çok süslü hem de çok lezzetlidir. Balığın üstüne tatlı yemeden hiç olur mu? Katı manda yoğurdunun üstüne dökülen baldan oluşan tatlı, hem çok hafif hem de çok lezzetlidir. Özetlersek, Batı Karadeniz hem göze hem de damaklara ziyafet çeker.
Sonbaharın rengârenk tuvalinde Batı Karadeniz sahilleri
Sharm El Sheikh mutfağı 
Sharm el Sheikh’e dünyanın dört bir tarafından gelen ziyaretçiler sayesinde, burada bulunan bir çok mekanda dünya mutfaklarından seçenekler bulabilirsiniz. Ancak siz bu kadar yol gelip de, değişik bir ülkede değişik yemekler yemek isterseniz ilk olarak söylememiz gereken şey; Sharm El Sheikh turları‘in mutfağı, Türk mutfağına çok benzemektedir. Mısır yemekleri genellikle et ve et ürünleri ağırlıklı olarak yapılır. Et haricinde, restoranların mönülerinde ana yemek olarak da balık çeşitlerini bulabilirsiniz. “Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olduk” atasözü de size Mısır ve Mısır’ın şehirlerinde genel olarak pirinç ve pirinçten yapılan yemekler yiyeceğinize dair ufak bir ipucu olacaktır. Mısır’da yemek yerken dikkat etmeniz gereken ise; tüm dünya ülkelerinde olduğu gibi burada da hijyen kurallarına oldukça dikkat etmeniz olacaktır. Özellikle sıcak havalarda Sharm el Sheikh’de en çok tüketeceğiniz suları kapalı şişelerde almaya özen gösterin. Tabiiki de Mısır’a kadar gelmişken nargile ve kahve içmeden olmaz. Zaten siz unutsanız da, Sharm el Sheikh’in hangi sokağını gezerseniz gezin mutlaka burnunuza nargile ve kahve kokusu gelecektir. İster sade, ister meyveli, ister kahveli nasıl içmek istediğiniz sizin zevkinize kalmış. Girin kafelerden birine, kokusunu beğendiğiniz nargilenin siparişini verin ama yanına da mutlaka okkalı bir Türk kahvesi söyleyin ve Sharm el Sheikh’in keyfini doyasıya çıkarın
bismil hayvan çıftleşmeekimde sharmEmet nargilecischarm el scak
Köyceğiz Çamur Banyosu 
bodrum çamur banyosuantalya camur banyosubodrum camurbalıkesir çamur banyosuwww dalyan bel trköyceğiz su apartköyceğiz çamur banyosuköyceğiz banyosu fiyatlarıkızılcahamam çamurlu otellerkaradeniz köyceğiz
Dünyanın en büyük üç boyutlu kaldırım resmi 
LONDRA – Edgar Mueller Londra‘da Buz Devri temalı, Dünyanın en büyük üç boyutlu kaldırım resmini yaparak Guinness Dünya Rekorları’na girdi.
Mueller 330 metrekareyi Buz Devri 3: Dinazorların Şafağı adlı filmin DVD’sinin piyasaya sürülmesi ile eşzamanlı olarak, filmden bir kare ile süsledi. Altı günde yaptığı eserinde Manny, Buck, Sid, Diego, Scrat ve Scratte adlı kahramanlar bir uçurumun kenarından sarkıyor.
Guinness Rekorları Genel Yayın Yönetmeni Craig Glenday, “Guinness Dünya Rekorları Mueller’in muhteşem çalışmalarını takip ediyordu ve böylesi bir rekora dahil olmaktan dolayı çok heyecanlıyız. Çocuklar ve hatta yetişkinler bile onun işlerine hayran. O gerçekten rekorlar kitabındaki yerini hakediyor” dedi.
16 yaşından beri kaldırım resmi yapan ve şu an 41 yaşında olan Mueller, “Eskiden tebeşir ve pastel kullanırdım ama zamanla çizimlerim büyüdü ve yağmur yüzünden boya kullanmaya başladım” diye konuştu.
Dünyanın en büyük üç boyutlu kaldırım resmi
kaldirimtuzla hotelkaldırım resmi nasıl
MUĞLA KAPLICALARI 
muğlanın fethiye ilçesinde bir kaplıcamugla kaplicalarimuğlanın dalaman ilçesinde bir mağaradalamanda mağaramuğlanın deniz kenarındaki köylerimuğlamuğlada deniz varmımuğlakaplıcalarımuğla dalaman kükürtlü sumuglada kaplıca
Yılbaşı akşamı için dört şehirden alternatifler 
KARSSiz onu bir de karın beyaz battaniyesi örttüğünde görünEğer 2010 yılına nasıl girdiğinizi ballandıra ballandıra anlatmak niyetindeyseniz size uzun bir yolculuk önereceğim. Aslında kurduğum cümle sanırım yanlış oldu. Şöyle deseydim daha doğru olurdu sanırım; “Size iki saatte ulaşabileceğiniz, çok uzaklarda bir kent önereceğim…” Nasıl derseniz, anlatayım. Kars, Türkiye’nin en doğu ucunda. Ama uzakları yakın eden uçak, İstanbul’dan aldığı yolcuları yaklaşık iki saatte Kars’a ulaştırıyor. Kars uzak olduğu kadar, bu mevsimde çok soğuk da. Beyaz battaniyesini çoktan üstüne örtmüştür bile. Kars aslında kışın, kar altındayken güzeldir. Beyaz örtü bazı çirkinlikleri gözden saklar. Hem yeni yıl akşamı karla birlikte anılmaz mı zaten?Aslında Kars adı soğuğu çağrıştırır. Sonra da taş evler, geniş caddeler, kartal yuvası kale, tarihi köprü, gravyer ve kaşar peyniri, kaz kebabı, lezzetli yemekler, göllerin prensesi Çıldır ve asırlardır yapayalnız olan Ani harabeleri gelir insanın aklına. Ama Kars’ın baharı da, yazı da ayrı bir Güzellik sergiler. Doğası rengârenk tablolara dönüşür. Yani en doğudaki bu kentin her mevsimi güzeldir.Kars’ın tarihini uzun uzun anlatmayacağım. Çünkü o zaman yazı alır başını gider. Toparlamak zorlaşır. Onun için bugüne daha yakın geçmişten söz etmekte yarar var. Kenti gezmeye Kars Kalesi’nden başlayabilirsiniz. Kale, tepede, bir kayalığın üstünde kendini gösterir. Eteklerinde gürül gürül Kars Çayı akıp gider. Bu deli çayı aşmak için tarihi Taş Köprü’yü geçmeniz gerekir. Köprü ve etrafının fotoğrafçılara çok güzel pozlar verdiğini aklınızdan çıkarmayın. Kaleye ulaşan yol oldukça diktir. Tepeye kadar çıkmaya niyetliyseniz soluk soluğa kalmayı göze almalısınız. Kalenin güney eteklerinde eski Osmanlı mahallesi uzanır. İşte bu, kentin Mimari zenginliğinin kanıtlarından biridir. Bir yanda Rus mimarisini yansıtan taş evler, geniş caddeler, diğer yandan cumbalı Osmanlı evleri…EVLERİN HİKÂYESİYeni Kars’ta kuzeyden güneye uzanan dört ana caddeyi, doğudan batıya uzanan dört cadde dikine keser. Bu caddeleri, Baltık tarzı, düzgün kesme bazalt taşlarıyla yapılmış, bir veya iki katlı evler süsler. Bu evlerin hikâyesi şöyledir: 1877-78 savaşından sonra Kars’ı işgal eden Ruslar burayı Askeri vilayet ilan eder. Rus kumandanları ve aileleri için yeni bir kent inşa edilir. Kenti, 1890’da Hollanda’dan getirilen mimarlar düzenler. Buraya kadar geldikten sonra Çıldır’ı görmeden dönmek olmaz. Kars’tan çıkınca pencereden akıp giden görüntü birden boşalır. Karla kaplı düzlükler ve dağlar vardır artık… Göz alabildiğine hep aynı manzara uzanır gider. Arada bir, kara koyun sürülerini hayvan pazarına götüren çobanlar görüntüye girer. Köylerde kimsecikler görünmez. Ama bacalar beyaz beyaz tüter. Yolun iki yanındaki düzlüklerde tilkiler koşturup durur. Karların altında yiyecek bir şeyler ararlar. Arpaçay’ı geçince, uzaklarda Akbaba Dağı’nın karlı yamaçları görünür. Dağın arkasında Gürcistan ve Ermenistan vardır. Çıldır Gölü’nün önce ucu kendini gösterir. Küçük bir dere, sazlıkların arasından kıvrılıp göle kavuşur. Bir süre sonra bembeyaz göl görüntüye girer. O görününce, rüzgârın uğultusundan başka ses duyulmaz. Aslında Çıldır, çatırdayan buzlarıyla çığlık atar. Onu duymak için üstünde yürümek, gece ayazında kıyısında dikilmek gerekir. Çıldır insanı büyüler.Yeni yıla bu çığlık atan gölün üstünde şampanya patlatarak girmek, masalda yaşamak gibi bir şeydir. Yaşamınız boyunca unutamazsınız.Sınırdaki hayalet kentKars’a kadar gitmişken doğuya doğru 45 kilometre daha ilerleyip Türkiye’yi bitirmelisiniz. Çünkü burada 6.5 yüzyıldır bacası tütmeyen bir hayalet kent var. Ermeni Bagratuni Krallığı’nın başkenti… Daha önce bir Ermeni kale kasabası olan Ani, Kral III. Aşot’un hükümet merkezini Kars’tan buraya taşımasıyla önem kazanmıştır. Aşot’tan sonra tahta oturan I. Gagik, Ani’nin etrafını saran surları güçlendirmiş, kenti saraylar, kamu binaları, kiliseler ve muhteşem katedrallerle süslemiştir.Savaşlarla el değiştiren Ani, her seferinde biraz daha yıkılmıştır. Büyük darbeyi ise 1319 yılındaki deprem vurmuştur. Yerle bir olan kenti halk yavaş yavaş terk etmiştir. Ani’deki en son yazı 1348 tarihini taşır. Sonrasında şehrin üstüne sessizlik çökmüş, unutulup gitmiştir. Ta ki, 19. yüzyılda Batılı gezginlerce keşfedilene kadar. İngiliz gezgin Wilbraham, 1837’de Ani’yi görüp şunları yazmıştır: “Babil’in biçimsiz tümsekleri iskelete benziyor ama terk edilmiş Ani şehri, nefesi kesildiği halde yaşıyormuş gibi görünen bir cesedi andırıyor.”Batı tarafı yüksek surlarla çevrili olan kentin doğusunda Arpaçay’ın aktığı derin vadi bulunur. İşte bu vadi, Türkiye ile Ermenistan’ı birbirinden ayırır. İki ülke arasındaki mesafe öylesine yakındır ki, bir taş atsanız karşıdaki ülkeye düşer. Bu vadiyi gören bir yıkıntının üstüne oturup, uzaklardaki yüce dağlara bakmak, Ani’nin sessizliğini dinlemek, geçmişi düşlemek, Ermenistan’ı seyretmek insanı bir başka boyuta taşır.BALIKESİRİda Dağı’nın eteklerinde efsanelerle baş başaYeni yıla birkaç arkadaşla birlikte sessiz bir köşede lezzetli yemekler eşliğinde girmek isterseniz, size Kaz Dağları’nda bir adres önereceğim. Buraya nasıl gidildiğini şöyle anlatabilirim: Çanakkale üstünden gelirken Küçükkuyu’yu, beton yığınına dönüştürülen Altınoluk’u geçeceksiniz. Sol tarafta Tahtakuşlar sapağından içeri girip, döne döne Çamlıbel Köyü’ne tırmanacaksınız. Yeni yıla gireceğiniz Zeytinbağı Oteli’ni bulmakta hiç zorlanmayacaksınız. Sekiz odalı küçük otel, zeytin, incir, badem, fıstık ağaçlarının, bu mevsimde görünmeyen ama baharda rengârenk boy veren katırtırnaklarının, mevsiminde pembe mor çiçekler açan anemonların arasına saklanmıştır. Sizi büyük bir olasılıkla otelin işletmecisi, başaşçısı hem de her şeyi olan Erhan Şeker karşılayacaktır. Odanıza yerleştikten sonra, üstünüze kalın bir şeyler giyip bahçeye çıkın. Orada derin derin nefes alıp dağın seslerini dinleyin.Zeytinbağı’nda kaldığınız sürede yemek konusunda hiç endişe etmeyin. Çünkü Erhan Şeker bu konuda büyük ustadır. Onun eline kimse kolay kolay su dökemez. Siz gündüzleri dağ yürüyüşü yapın, akşamüstleri arkadaşlarınızla Ege’ye doğru kadeh kaldırın, sonra masanın başına geçip sizin için hazırlanan yemek şölenine katılın.Eğer şansınız varsa, yeni yıl gecesi Tunçel Kurtiz de sizinle kadeh tokuşturabilir. O davudi sesiyle size İda’nın efsanelerini anlatıp gecenize renk katabilir. Zeytinbağı’nda eski yılı yolcu etmek, yeni yıla hoş geldin demek yaşamınıza ayrı bir renk katacaktır. Tabii tüm bu güzel kutlamayı gerçekleştirebilmeniz için şimdiden yer ayırtmanız gerekiyor. Çat kapı giderseniz kapıda kalabilirsiniz.ORMANDA YÜRÜYÜŞEğer Kaz Dağları’nda başka bir adres isterseniz, size İlyada Otel’i öneririm. Buraya gitmek için Edremit’ten Kalkım istikametine sapmanız gerekir. Kızılçam ormanlarının içinden geçen bu yol, Kaz Dağları’nın çevrelediği yeşil çanağa doğru gider. İçlere doğru ilerledikçe termometrenin derecesinin hızla aşağıya indiğini göreceksiniz. İlyada Otel, ormanın içinde kaybolmuş küçük ve şık bir mekândır. Müşterileri daha çok Avrupa’dan gelen yabandomuzu avcılarıdır. Yeni yıla girmek bahanesiyle gideceğiniz İlyada Otel’de, kentin gürültüsünden uzakta bir-iki gün geçirmek Yaşam akülerinizi dolduracaktır. Yeni yıla zinde bir şekilde gireceğinizden emin olabilirsiniz. Gündüzleri ağaçkakanların gaga darbelerini, adını bilmediğiniz kuşların seslerini dinleye dinleye ormanın derinliklerine doğru yürüyün. Bu yürüyüş sizi kentin tüm zararlı etkilerinden arındıracaktır.Yeni yıla otelin havuzunun etrafında, eşinizle, dostunuzla kuş sesleri arasında girmek size çok keyif verecektir. KIRKLARELİKıyıköy’ün huzurunu Karadeniz mavisiyle buluşturunSize yeni yıl gecesi için Trakya’dan önereceğim kaçış noktası, Kırklareli’nin Karadeniz sahilindeki Kıyıköy’ü olacak. Bu cennet köşesine, İstanbul’dan otomobille yaklaşık 2.5 saatte ulaşırsınız. Yolu kısaltmak veya uzatmak sizin elinizde. TEM’den Edirne’ye doğru giderken Çerkezköy ayrımından otoyoldan çıkıyorsunuz. Daha sonra Saray’ı geçip, Kıyıköy istikametine ilerliyorsunuz. Yolun bu bölümü, insanın aklını başından alacak kadar güzel. Bu mevsimde yapraklarından soyunan ağaçlar, yolun iki yakasında uzanıp gidiyor. Acele etmemenizi, pencerenizi açıp, temiz havayla ciğerlerinizi yıkamanızı öneririm. Bu ağaçlıklı yolla birlikte tüm vücudunuzu bir huzur kapladığını hissedeceksiniz.Kıyıköy, Karadeniz’e akan Kazandere ve Pabuçdere’nin kucakladığı tepenin üstünde kurulmuş. Eski adı “Midye” olan bu köyde bir zamanlar Rumlar yaşıyormuş. Lozan Antlaşması’yla birlikte Rum nüfus, Batı Trakya’dan gelen Türklerle yer değiştirmiş. Köyün etrafı, büyük bir bölümü hâlâ ayakta duran Bizans surlarıyla çevrili. Bu surların 6. yüzyılda yapıldığı ve 9. yüzyılda onarım gördüğü belirtiliyor. Dere kıyısında ise kayalara oyularak yapılan 6. yüzyıldan kalma Aya Nikola Kilisesi, tüm bakımsızlığına rağmen insanı hayrete düşürüyor.SESSİZ VE LEZZETLİKaradeniz’e tepeden bakan bu şirin balıkçı köyüne, surların arasındaki asırlık bir kapıdan giriliyor. Daracık sokakların iki yanına eski ahşap evler sıralanmış. Yıkılmaya yüz tutmuş yaşlı evlerde hâlâ yaşayanlar var. Kim bilir kaç kuşaktan beri bu evlerde oturuyorlar? İnsan bu sokaklarda dolaşırken geçmişe yolculuk yaptığını sanıyor. Köyün bitimindeki kahvede oturup, Karadeniz’in lacivert sonsuzluğuna bakmak bir başka keyif veriyor.Köyün girişindeki Asmalı Kahve, adını etrafını saran yaşlı asmadan almış. Burada çay içen köy sakinleri, genellikle “Türkiye’nin hali ne olacak” sorusunun yanıtını arar. Tabii köy dedikoduları da asla ihmal edilmiyor.Kıyıköy’de yeni yıl gecesi için önereceğim mekân “Hotel Endorfina”. Karadeniz manzaralı temiz odaları, önünde geniş bir bahçenin uzandığı restoranı ile tam hafta sonu oteli. Mutfağı oldukça iddialı. Zeytinyağlıların yanı sıra, taze balıklar insanın damağında unutulmaz tatlar bırakıyor. Şef Mehmet Kartal, aynı zamanda tirol teknesi kaptanı, balıktan iyi anlıyor. Lezzetlisini seçiyor ve usulünde pişiriyor. Bir arkadaş grubuyla giderseniz, doya doya eğlenerek ve lezzetli yemekler yiyerek yeni yıla neşe içinde girersiniz. Aman gecenin sonunda kırlangıçtan yapılan balık çorbasını içmeyi unutmayın.İZMİRAlaçatı’nın butik otellerinde lezzet sörfüYazlık mekânlara kışın gitmeyi çok severim. Çünkü artık kalabalıklar çekilmiş, kasaba kendi kendine kalmıştır. Süslenmiş püslenmiş yazlık yüzünün altından gerçek yüzü çıkmıştır artık. Kimse kimseyi kazıklama telaşında değildir. Omuz omza yürünen sokaklar yalnızlığın tadını çıkarmaktadır. Herkes gerçek kimliğine bürünmüştür. Yaz gürültüsünün ve koşuşturmasının yerini artık dingin bir sessizlik almıştır.SESSİZLİĞİN KOLLARINDASize bu yeni yıla İzmir’in Alaçatı ilçesinde girmenizi öneriyorum. Yaz aylarının gözdesi bu ilçenin daracık sokaklarında bir aşağı bir yukarı yürümenin tam zamanıdır. Perşembe, cuma, cumartesi, pazar… Bir arkadaş grubu ile Alaçatı’nın birbirinden güzel butik otellerinden birini üs tutup, vur patlasın çal oynasın bir yılbaşı akşamından sonra, ertesi gün kendinizi sessizliğin kollarına atabilirsiniz.Eğer gidecek olursanız, size buranın geçmişi hakkında kısa bir bilgi vermek isterim. 1850 yılına kadar bir bataklık olan Alaçatı, sonradan kurutulmuş ve adalardan getirilen Rum işçilere burada bir liman inşa ettirilmiştir. Rum işçiler, limanın bir kilometre içine kendileri için taş evler yapıp bir köy oluşturmuşlar, çevreye de Şarap yapmak için bağlar dikmişlerdir. Bugün sokaklarda dolaşırken hayranlıkla seyrettiğiniz taş evler, işte bu Rum işçilerin yaptığı evlerdir. Tüm bölgede olduğu gibi burada yaşayan Rum ahali de, mübadele ile Alaçatı’dan sürülmüştür. Bu hüzünlü hikâyeyi uzatıp yeni yıl coşkusuna ket vurmamak gerekir galiba.Rüzgârların cirit attığı Alaçatı’da bu mevsimde sörf yapacağınızı pek sanmıyorum ama lezzetli yemekler yiyebileceğinizi umuyorum. Sanıyorum ilçenin gözde mekânları, yeni yıl için kapılarını açacaklardır. Örneğin Köşekahve’de, Ortakahve’de, Agrilia’da, Lavanta’da, Tual’de hem uzun uzun gazetenizi okuyabilir, kahvenizi çayınızı yiyebilir, lezzetli yiyeceklerle karnınızı doyurabilir, eğer vakit gelmişse içkinizi yudumlayabilirsiniz. VAKTİNİZ VARSA ÇEŞME’YE UZANINEğer cumartesi günü de orada kalırsanız, Alaçatı Pazarı’na uğramanızı öneririm. Burası, Ege’nin en renkli pazarıdır. Her ne kadar bu mevsimde çeşit azalsa da, pazarda sergilenenler hâlâ çekicidir. Alaçatı’ya çakılıp kalmak istemiyorsanız, size biraz ötedeki Çeşme’ye gitmenizi, Dalyan’da balık yemenizi, Ilıca’da Kumrucu Hüseyin’in kumrularıyla kahvaltı etmenizi, Ildırı sahilindeki balık lokantalarından bir-iki kadeh içmenizi, Urla’da Ünal kardeşlerin muhteşem katmerinin tadına bakmanızı, Dünyanın en eski zeytinyağı sıkım yeri olan Klazomenai’yi gezmenizi öneririm.Kış ortasında yazlık Alaçatı’da uzun bir hafta sonu geçirmek için, yılbaşından daha iyi bahane olmaz galiba. Arkadaşlarınızı ayartmak, uçak ve Otel rezervasyonu yaptırmak için çok vaktiniz yok. Hürriyet Seyahat’i okumayı bitirir bitirmez, telefona sarılmanızı öneririm. Alaçatı’da yeni yıla girmek yaşam pillerinizi tazeleyecektir emin olun.
Yılbaşı akşamı için dört şehirden alternatifler
Yurtdışı tur fiyatları düştü 
Prontotour Yönetim kurulu Başkanı Ali Onaran, kriz nedeniyle Yurtdışı turları tur fiyatlarının geçen yıla göre yüzde 25 ile yüzde 60 arasında düştüğünü söyledi. Prontotour Yönetim kurulu Başkanı Ali Onaran, domuz gribi haberlerinin de ilk etapta yurtdışı tur rezervasyonlarını etkilediğini, ancak şu an için bir etkisinin kalmadığını açıkladı. Onaran, domuz gribinin yurtdışı rezervasyonlar üzerindeki etkisini şöyle anlattı: “İlk duyulduğunda bir panik havası yaşandı ve rezervasyonlar azaldı. Ama şu an için böyle bir şey söz konusu değil. Olumsuz haberler arttığında tura çıkmayı düşünen müşterilerimiz, bizleri arayarak gidecekleri ülkeler hakkında bilgi ediniyorlar. Bizler de Dünya Sağlık Örgütünün açıklamaları doğrultusunda kendilerine bilgi veriyoruz”OLUMSUZ AÇIKLAMALAR SEYAHAT ÖZGÜRLÜĞÜNÜ KISITLIYORDomuz gribinin seyahatlerle çok yakından ilişkilendirilmesini doğru olmadığını anlatan onaran, şöyle devam etti: “Örneğin bugün Prag’a gitmenin hiçbir sakıncası yokken, ticari anlamda Prag’ı ziyaret etmesi gereken insanlar panikleyip gezilerini iptal etmek isteyebilirler. Olumsuz açıklamalar insanların bir anlamda seyahat özgürlüğünü kısıtlıyor. Hele de global krizin getirdiği yorgunluğu, sıkıntıyı atmanın tam zamanı iken…”DOMUZ GRİBİNDEN SONRA 5 BİN KİŞİYİ TAŞIDIKDomuz gribi başladığından bugüne dek, Prontotour’un birçok büyük firmanın yurtdışı organizasyonları da dahil olmak üzere 5 bin kişiden fazla insanı farklı ülkelere paket turlar ile gönderdiğini belirten Onaran, “Tur sırasında bir problem yaşamadığımız gibi, dönüş sonrası misafirlerimizle tur sonrası yapılan rutin aramalardan da edindiğimiz bilgiler doğrultusunda en ufak bir tedirginlik yaşamadıklarını söyleyebilirim” dedi. MEKSİKA TURLARINA ARA VERDİKKendisinin de işi gereği çok fazla seyahat ettiğini hatırlatan Onaran, şunları anlattı: “Samimi söyleyeyim hiçbir endişe taşımıyorum. Normal grip vakalarından her yıl yüz binlerce insanın öldüğü, sadece Amerika Birleşik Devletleri’nde resmi rakamlara göre 36.000 kişinin normal grip virüsünden hayatını kaybettiğini de düşünürsek, korkularımızı fazlaca abartmadan hayatı devam ettirmek en önemlisi.” 68 ülkeye her hafta kesin hareketli turlar kaldırdıklarını ancak H1N1 virüsünün yayılmaya başlamasından sonra Meksika turları ve Güney Amerika gezilerine ara verdiklerini söyleyen Onaran, “Bunun dışında sürekli WHO’nun domuz gribi açıklamalarını düzenli olarak takip ediyoruz. Başka ülkelerde de Meksika’daki gibi vakalar olma ihtimali ortaya çıkarsa söz konusu ülkelerdeki turlarımıza da ara veririz. Ama şimdilik Güney Amerika dışında hemen her ülkeye gidilebilir” diye konuştu. YURTDIŞI TUR FİYATLARI DÜŞTÜYeni sezonla ilgili olarak da bilgi veren Onaran, yurtdışı tur fiyatlarının özellikle tüm dünyayı etkisi altına alan kriz nedeniyle geçen yıla göre yüzde 25 ile yüzde 60 arasında düştüğüne dikkat çekti. Prontotour olarak 13 Nisan’dan itibaren fiyatlarını havaalanı vergileri, seyahat sigortası ve diğer mecburi ek servisler dahil olarak sunduklarına işaret eden Onaran, “Son zamanlarda satışı çok artan Balkanlar turunun fiyatı 249 eurodan başlıyor. Ayrıca 6 ülke ve 18 şehri kapsayan 8 günlük gezileri 799 euroya, Uzakdoğu turları turlarını 679 euroya, Venedik turları turunu 279 euroya, 8 günlük italya turları turunu 499 euroya, Prag turları turunu 319 euroya satıyoruz” diye konuştu. DALMAÇYA GÖZDE OLDUOnaran, İtalya, Prag ve İspanya gibi son yıllarda yoğun talep gören yerler dışında, Dalmaçya sahillerinin hem dantel gibi kıyıları hem de Saraybosna, Dubrovnik, Split gibi merkezleri ile çok rağbet gördüğünü ve internet sitelerinde en çok aranan destinasyonlar arasına girdiğini belirtti.Onaran, “5 yıldızlı lüks gemi seyahatlerinin de fiyatlarında önemli indirimler var, lüks gemiyi standart gemi fiyatları ile satıyoruz diyebilirim” dedi.
ucuz meksika turu
